Atari, real time strategy türünde adını pek sık duymadığımız bir firma. Üstelik bahsi geçen oyun, yapımcıların ilk oyunu olacaksa Atari�nin arkasında duruyor olması üzerinde düşünülmesi gereken bir durum. Fransız yapımcı Eugen Systems; sistem mühendisi ve sanat direktörü iki kardeşin kurduğu yeni bir firma. İlk ciddi yapımları da Act of War olacak. Atari bu iki kardeşe gerçekten güvenmiş olacak ki; ilk oyunları olmasına rağmen hem birlikte çalışma şansını onlara vermiş, hem de gerek duydukları imkanları sağlamak için söz vermiş. Bütün bunlar bir kenara koyup oyundan biraz bahsedelim. Act of War yakın gelecekte geçen gerçek zamanlı bir strateji oyunu olacak. Oyunun ana teması, New York Times gazetesi tarafından 15 kez �en çok satan askeri roman yazarı� ödülü alan Dale Brown�un gelecek teknolojileri ve savaşları üzerine yazdığı bir hikayeden esilenilerek yapılmış. Ülkemizde pek ismi duyulmamış olsa da (ya da en azından ben bilmiyorum) Dale Brown, Tom Clancy�den sonra en çok beğenilen askeri roman yazarı. Dolayısıyla Act of War�un senaryosu eften püften değil son derece sağlam temellere oturmuş olacak.
Kaderin değişmez parçası petrol savaşları
Act of War�un konusundan daha detaylı bahsetmek gerekirse; yakın bir gelecekte ilerleyen teknolojiler ve azalan kaynaklar neticesinde dünya yoğun bir petrol sıkıntısına girecektir. Şimdiden tüm petrol rezervlerini ele geçirmeyi planlayan süper güçler birbirleri ile kaçınılmaz olarak zorlu bir mücadeleye girişirler. Ana tema böyle osa da seçilen ülkeye göre değişiklik gösterecek olan senaryo oyunun içeriğini de değiştirecek. Sıradan gözüken hikaye, farklı entrikaları ve bir dizi ihanetleri de içinde barındırarak yoğunlaşacak. Bölümler arası videolar konu bütünlüğünü sağlayacak. Özellikle savaş kısımlarının şehirlerin tam göbeğinde geçecek olması oyunun belki de en can alıcı yönünü oluşturacak. San Francisco�dan Moskova�ya, Mısır�dan Londra�ya kadar pek çok farklı mekân savaşların en yoğun yaşanacağı yerler olacak.
Ordular günümüz silahlı kuvvetlerinde görmeye alışık olduğumuz ekipmanlardan oluşacak. Bradley ve Abrams gibi tankların yanı sıra, Apache ve BlackHawk gibi helikopterleri oyun içerisinde sık sık göreceğiz. Elbette her ülkenin farklı donanımı, silahları ve araçları olacak. Kimileri havada üstün olurken, kimi ülkeler ise yer birlikleri ile açıklarını telafi edecekler. Yer birlikleri ise vücutlarını koruyacak özel zırlara sahip olacaklar. Her birim ve silah zamanla yapılan teknoloji gelişimleri ile güçlenecek. Burada her strateji oyununda alıştığımız kaynak toplama sistemi devreye girecek. Kaynakları iyi değerlendirenler teknolojik yeniliklere de çabuk ulaşacaklar. Böylece rakiplerine büyük üstünlük sağlayacaklar.
15 ana görev içerecek olan Act of War, lineer ilerleyen senaryonun haricinde minik ek görevler ve gizli paketler de içerecek. Haritaların en ücra köşelerini araştırmayı seven oyuncular güzel ve işe yarayan sürprizlerle karşılaşacak, ek askerler ve araçlar kazanabilecek. Ana senaryodaki tüm görevleri bitirseniz dahi map editör yardımıyla yeni, haritalar yapabilecek, ister tek başınıza isterseniz de internet üzerinden diğer oyuncularla savaşabileceksiniz. Oyunun internet üzerinden oynanabilecek güzel bölümleri olacak. Ayrıca campain bölümlerinin haricinde yapay zekâ ile savaşabileceğiniz skirmish modu da bulunacak.
Act of War�un en çok güvendiği oyun motoru olacak.
Gerek ekran görüntülerinden gerekse yapımcıların açıklamalarından anlaşılacağı üzere oyunun grafikleri ve görsel zenginliği en üst düzeyde olacak. Haritaların hemen hemen tamamı gerçek şehirleri yansıttığından oldukça detaylı ve gerçekçi olacak. Bahsi geçen şehirlerle ilgili araştırma düzenleyen yapımcılar oyunda geçecek her şehrin fotoğrafları çekerek gerçekçi olması için krokilerini çıkarmışlar. Washington DC�yi içeren ilk görüntülerinde oldukça başarılı bir iş çıkarttıkları ortada. En az binalar kadar askeri birimler de oldukça gerçekçi ve detaylı olacak. Savaş ortamı hiçbir strateji oyununda olmadığı kadar gerçekçi gözükecek. Uçan helikopterler, patlayan binalar ve birbirine çarpan araçlar savaş ortamını en iyi şekilde yansıtacak.
Yapımcılar, sadece harita dizaynı ve grafiklere değil, görüntü efektlerine ve gerçekçi hasar modellemelerine de büyük özen gösteriyorlar. Silah efekteri gerçeğinden biraz daha abartılı olacağı kesin ancak binalar ve araçlar oldukça gerçekçi hasarlar alacak. Binalara yerleştirilen askerler olası yıkılma durumunda bina ile birlikte yerle bir olacaklar. Yani asker yerleştirilen binalar saldırı altında ise yeni binalara geçmek için sürekli tetikte olmak gerekecek.
Ekran görüntüleri bile oyunu beklemek için yeterli sebep olmasına karşın detaylara verilen özen, kalitesini bir kat daha arttıracak gibi gözüküyor. Henüz yapım aşamasında olan Act of War�un, üzerinde oynanılacak ya da değiştirilecek pek çok nokta olacak. 2005�in bahar aylarında çıkması beklenen şimdiden oyunu dört gözle bekliyoruz.
Adventure oyunu denildiğinde aklınıza bazı belli başlı oyunlar gelmelidir. MYST serisi, Syberia serisi, kesinlikle Runaway ve son zamanlarda The Adventure Company�nin yaptığı �bazı� oyunlar. Evet, karşılıklı sohbetlerinizde bunlardan haberiniz olmadığını beraberinizdekilere belli ederseniz, ki eğer bir de o kişiler adventure oyunlarından iyi anlıyorlarsa, size gülerler. Velhasıl kelam Silent Hill yada Resident Evil gibi bir takım oyunlara da kıyıdan köşeden adventure payesi verilmeye çalışılıyor. Bu büyük bir hatadır, ve bu hata ölümcüldür. Kalkıp da üstte saydığım oyunların yanına bu ikisini ve o tarz diğer yapımları(örneğin The Suffering, Forgotten Siren) koyamayız. Yeri değildir çünkü. MYST�in yanında SH, Doom gibi kalır. Hoş, zaten kıyaslamaya gerek yok; SH bariz Doom gibi. Yanlış yapılan klasman, oyuncunun kültürünü etkiler. Başka örnekler de vardır. Mesela Grim Fandango, Monkey Island serisi, Maniac Mansion, Full Throttle, Sam and Max. Bunlara da adventure diyenler var. Dikkatinizi çekerim! Onlar birer adventure oyunu değillerdir. Onlar, LucasArts oyunlarıdır!
Ne çok özlemişiz be Lucas,,, Lucas???
A Vampyre Story yapılmakta olan çok yeni bir oyun. Yapımcıları da 2004 Haziran�ında kurulan, çok yeni bir firma. Her şey yeni ve çok apak görünüyor; ama, aslında öyle değil. Olumsuz bir şey söyleyeceğimi sanıyorsunuz, değil mi? Değil! A Vampyre Story�nin yapımcısı Autumn Moon Entertainment her ne kadar 2004 yılında kurulan çok taze bir firma olsa da, oyun tarihinin kuşkusuz en önemli yapımcılarından biri olan, efsanevi Lucas Arts�tan ayrılan bir grup yapımcının kurduğu bir oluşum. Bu oyun için uğraşan programcıların daha önceden Lucas�tayken yaptığı oyunların listesine bakmamız, sırada yapmakta oldukları yapım için ne kadar da umutlu olduğumuzun bir göstergesi olsun bırakın da. Neler yok ki onların arasında? Grim Fandango, Monkey Island 2 ve Full Throttle o uzun listenin içeriğindekilerden sadece üçü. Hatta bu şirket altında çalışan insanlar kısa bir süre önce iptal edilen ve bunun sonucunda eski macera oyunlarına düşkün olanlarımızı epey derinden etkileyen Full Throttle 2 ve Sam and Max 2�nin de programcıları arasındaydı. Şimdi görünen o ki kendileri için çalışıyorlar ve bu ilk çalışmaları ile herkesi yine kendilerine hayran bırakacaklar. Gelin isterseniz senaryosundan görüntülerine, oradan da bulmacalarına kadar kusursuz olacağını tahmin ettiğimiz A Vampyre Story�nin içeriğine bir göz atalım.
Oyunun hali hazırda duyurulma tarihi de elimdeyken sizlerle paylaşayım: 9 Haziran 2004. Gördüğünüz gibi duyuruluş haberinin üzerinden yaklaşık altı ay geçmiş. Bu zaman zarfı bir çoğunuza çok kısa gelebilir, nitekim bence de öyle sayılır; ama, bu gelişme ile beraber birkaç tane ekran görüntüsü olduğuna da dikkat edersek bu sürenin aslında çok daha uzun olduğunu fark etmek zor olmaz herhalde. Ki, Allah onlardan razı olsun, DN Forever, Doom3, HL2 gibi oyunların yapım aşamalarına şahit olduktan sonra ekranlardan yansıyanları görünce zaman kavramını da şaşar olduk. DN istisna, biliyorum. Yani şimdi bir yıl, olmayan bir oyunu geliştirmek için iyi mi yoksa kötü mü diyecek olursanız, ben gayet normal derim. Zira bu oyunun yapımcıları da 2005 sonuna randevu veriyorlar. Her ne kadar bir macera oyununun yapım süreci ile bir aksiyonunkini kıyaslamak çok doğru olmasa da, ben inanıyorum ki özverinin kelime anlamı burada kendini buluyor. Çünkü geçmişe dönüp bakarsak, ilk Monkey Island piyasayı vurduğu tarihlerde oyuncularda büyük bir heves vardı; aynısından yapımcılarda da vardı. Ben ikinci ve üçüncü Monkey Island oyununun salt kar amacı güdülerek yapılmış olduğuna asla inanmıyorum. Aslında Full Throttle 2 ve Sam and Max 2�nin iptallerini de göz önüne alırsam yapımcılara biraz daha sinirlenebilirim; ama, yerim dar. Hem öyle olsa A Vampyre Story�de niye bu kadar beklenti olsun ki? Yapımcıları Lucas�dan ayrılanlar diye olabilir mi? Belki.
Mona The �Vampyre�
Autumn Moon Entertainment�in bu ilk oyunu klasik bütün eski Lucas oyunlarının havasını taşıyor. Eski macera oyunlarındaki o esprili üslubu hatırlayacak olursanız ne demek istediğimi az çok anlayacaksınızdır. Esas kahramanımız; Mona De La Fete adında bir opera sanatçısı. Bilindiği üzere vampirlerin geçmişi Avrupa�ya dayanmaktadır; zira oyunumuzun konusu da Avrupa�da vuku buluyor. Romanya bunun için uygun topraklar olabilir ha, ne dersiniz? Her neyse. Hikayemizde olaylar Draxsylvania adında bir kasabada geçiyor. Mona o inanılmaz sesiyle kadehler çatlatarak şarkılar söylerken, Baron Shrowdy Von Kiefer adındaki bir vampir tarafından kaçırılıyor(isme bak!) ve bildik vampir senaryoları ışığında onu da ısırmak suretiyle bir vampire dönüştürüyor. Biz ise olaylara işte bu noktada dahil oluyoruz. Mona artık gün ışığına bakamamaya, gecelerin kadını olmaya, sık sık yarasaya dönüşmeye ve kan yudumlamaya başlıyor. Bu haline kendini o kadar iyi adapte ediyor ki iyiden iyiye kendine yarasa arkadaşlar bile ediniyor. İşte Froderick de böyle bir canlı. Günlük yaşantılarını devam ettiren ikili şatonun tavanından aşağı sallanarak ve insanların boyunlarını kıtırdatarak günlerini gün ediyorlar. Hikayemiz burada kopuyor maalesef. Devamını ise oyunda göreceğimiz kesin.
A Vampyre Story�nin klasik Lucas oyunlarının atmosferini taşıyacağından söz etmiştik. Yapımcılar bu sözlerini �Monkey Island meets Mona� ile ifade ediyorlar. Tabii ki Guybrush�ın zamanındaki teknikler epey eskidi. Belki de onu o kadar sevmemizin nedeni buydu. Boş verin onu şimdi, Mona�ya bakın. Yeni nesil Lucas oyununda(ben öyle tanımlayacağım) yapımcılar Syberia�daki yöntemin aynısını kullanıyorlar. Hatta grafik motoru olarak da bizzat Microids�in kullandığı, patenti The Adventure Company�e ait olan Virtools Engine işleniyor. Cate Walker�ın başrolünü üstlendiği bu oyunları hatırlarsanız ekranlardan yansıyan doğa oluşumları, grafikler ve animasyonlar epey gerçekçiydi. Her ne kadar macera oyunlarında kaliteli grafikler görmeye alıştıysak da Syberia�nın yerinin kalplerimizde apayrı olduğundan eminim. Bunun en büyük nedenlerinden başta geleninin Oscar olduğundan da eminim. O serideki grafik kalitesine rağmen Mona�nın başrolündeki oyunda çizgi filmleri andıran bir durum söz konusu olacak. Bunu kesinlikle eleştirecek değilim; çünkü Lucas dediğinizde benim aklıma Max�in sivri dişleri ve zeytin gözleri gelir.
Bunun dışında A Vampyre Story�de bir macera oyununda görmeye pek de alışık olmadığımız özelliklerle de karşılaşacağız. Yapımcılar Newerwinter Nights ile aynı cümlede yer veriyorlar Mona�ya. Bunu da geliştireceğimiz yeteneklerimize bağlı olarak bulmacaları da onlara göre çözeceğimize dikkat çekerek belirtiyorlar.
Gönüllerimizin prensi Guybrush, prensesi de Mona
İşte yazı bitiyor. Kötü bir haberle hem de. Aslında ortada kötü bir gelişme yok, olmasını da asla istemeyiz; ama, bu oyunun çıkmasını beklemek de üzücü ve yıldırıcı bir süreç olabilir. Yapımcılar 2005 sonuna oyunu yetiştirmek için büyük bir çaba gösteriyorlar. İlk verilen tarihler arasında 2005 sonbaharı dikkat çekerken, sonraları bunun 2006�ya sarkabileceği ihtimali yoğunluk kazandı. Söylenecek fazlaca bir şey yok. Sonuçta yapımcılar her ne kadar Lucas tecrübesi almış olsalar da çatısı altında toplandıkları firma çok yeni. Piyasanın, ve üstüne üstlük geliştirdikleri oyunun pazarının ne kadar acımasız olduğuna dikkat edersek şirketin karşılaşacağı sorunları tahmin etmek pek de güç olmaz. İdealist bir topluluk oldukları belli, hala �baba mesleğini� icra ediyorlar. Onlara �kolay gelsin� demekten başka söylenecek başka bir şey olduğunu sanmıyorum. Eğer bir Lucas oyunu gelecekse piyasaya, ve üstelik bu kesinse, aylarca ve yıllarca bekleyecek adventure dostları olduğunu biliyorum. Adventure mu dedim??? Yanlış söylemişim, bu bir LucasArts oyunudur.
Üzerinde konuşulmaya daha piyasaya çıkmadan başlanan, popüler vahşet oyunu Manhunt�un, yeni kurbanı bu defa PlayStation Portable oluyor. İlk versiyonundan itibaren PC ve konsollarda ses getiren yapım, her ne kadar tartışmalara yol açsa da engellenemeyen bir şekilde daha fazla oyuncuyla buluştu. İnsanların hayvani içgüdülerini ortaya çıkartan içeriğin, tatmin edilmişliğin verdiği bir uysallığa mı, yoksa arzuları arttıran bir azgınlığa mı dönüştüğü ise hala tartışma konusu.
Sosyologlar tartışa dursun, bizler oyuna bakalım. Manhunt 2, biraz da şaşırtıcı olarak beklediğiniz kadar kanlı şekilde karşınıza çıkmıyor. Özellikle şiddet dozu yüksek sahnelerde Blur efekti baskısını arttırarak net görüntü vermekten kaçınıyor. Bu durum, yapımın daha az vahşet içerdiği anlamına gelmiyor. Zira hala kan, seks ve argo varlığını sürdürüyor. Bu bakımdan 18 yaş altı oyunculara tavsiye etmiyoruz. Karakterimiz Dr. Danny Lamb�in adındaki gönderme �Kuzuların Sessizliği, Silents of the Lambs- gözlerden kaçmıyor. Danny, akıl hastanesinde elektrikli sandalyeden şans eseri kurtulmayı başararak kaçışını gerçekleştirmiştir. Hafızasına dair hiçbir şey hatırlamayan karakterimiz, Flashback�ler ile parçaları bir araya getirmeye çalışmaktadır. Hastaneden arkadaşı Leo�nun da yardımı ile kayıp parçalar bir araya geldikçe, �Proje� isimli medikal deneyin ortasında olduğunu anlar. Geçmişi hatırlamaya çalışan karakterimizin derdi yalnız akıl sağlığı değildir; Danny, bir yandan da �İnsan avcıları� ile de mücadele etmek zorundadır.
Psikolojik delilik
PlayStation 2�den PSP�ye uyarlanan oyun boyunca, benzin istasyonu, depo ve seks kulübünü araştırıyoruz. Araştırmalar sırasında müstehcen ve kötü içerikli görüntülerle karşılaşmamak imkansız gibi. Bu tip sahneler Blur�la, her ne kadar görüntüyü filtrelese de rahatlıkla anlaşılabiliyorlar. Üçüncü şahıs görüşünden kontrol ettiğimiz Danny�nin en büyük dostu gölge ve karanlık mekanlar. Genellikle bir karaltıya saklanmak ve düşmanı beklemek en mantıklı saldırı taktiğini oluşturuyor. Bunun dışında sese duyarlı düşmanları gürültü ile kendinize çekmeniz de mümkün. Çok farklı sitillerde öldürülebilen rakipler üzerinde kullanacağınız yöntem size ve etrafınızdaki nesnelere kalmış. Sopa, bıçak, cam kırıkları en sevdiğimiz nesneler arasında. Tekmelemek, kafa yarmak, benzin döküp ateşe vermek gibi yöntemler hayal gücünüze kalmış! Manhunt 2 aslında tam anlamı ile bir Stealth Action oyunu. Saklanmak, duvarlara yapışmak, köşelerden bakmak ve gizlenmek anahtar kelimeler. Bununla birlikte düşmanların yapay zekası zaman zaman türe uymayacak derecede basitleşebiliyor. Önünüzden geçip sizi fark etmeyen, nesneler arasına sıkışan, sürekli aynı alanda dönüp dolaşan düşmanlar can sıkıcı olabiliyor.
Manhunt 2, PSP ekranına adeta farklı bir çeşit katıyor. Özellikle PSP�de görmeye alışık olmadığımız sahneler, küçük yaştan oyuncu kitlesine de sahip bir el konsolu için tehlike arz ediyor. PS2�den yapılan iyi bir uyarlama olduğunu söyleyebileceğimiz yapım, iyi grafikleri ve videoları ile dikkat çekiyor. Sesler ve müzikler bakımından da oyun atmosferine uygun tempoya sahip tınılar bizlere eşlik ediyor. Yaklaşık 15 saatlik oynama süresi, farklı oyun sonları, iyi sayılabilecek bir hikaye ile birleşiyor. Midesi kaldıranlara
Fading Shadows, gizemli öğelere sahip fantastik bir dünyada geçen, kendine has yapısı bulunan bir oyun olmuş. Yalnız PSP için dizayn edilmiş olması bakımından da, el konsolumuz için ayrı bir önemi bulunmakta.
Ivolgamus firması tarafından geliştirilen ve piyasaya sunulan oyun, daha önce görmediğimiz bir Puzzle yapısına sahip. Fading Shadows, çok fazla üstünde durmayacağımız bir hikayesi bulunuyor. Bununla birlikte hikayenin sunumu bir Puzzle oyununa göre gayet güzel entegre edilmiş. İşlenmiş konsept çizimleri tadında resimler de hikayeye eşlik ediyor. Erwyn, karanlık güçler tarafından bir kalede tutsak edilmiştir. İnfazına çok fazla zaman kalmayan Erwyn, büyücü kız kardeşi Aira tarafından ölümü engellenmesi için Erwyn�in ruhu bir küreye hapsedilmiştir. Doğaüstü güçlerini kullanarak küreyi kaleden kaçırmaya çalışan Aira�nın gücü yetersiz kalmaktadır. Hal böyle olunca da küreyi kontrol etmek bize kalır.
Kürenin ruhu
Kalenin içinden kaçmaya çalıştığımız yapımda, bir ışık huzmesini kontrol ediyoruz. Spritüel gücümüzü temsil eden ışık huzmesi sayesinde küreyi kontrol edebiliyoruz. Kısaca küre ışığı takip ediyor diyebiliriz. Ancak bu bölüm yapıları nedeniyle görüldüğü kadar kolay değil. X ve kare tuşları ile çekim gücümüzü değiştirerek küreyi platformlardaki engel, yokuş, uçurum, basamak gibi farklı kısımlardan başarı ile geçirmemiz gerekiyor. Örneğin çekim gücümüz yetersizse küre yokuşu çıkamıyor ya da fazla güçlü çekiyorsak, virajı alamayan araba misali küremiz yol dışına çıkarak aşağı düşüyor. Çekim gücünü ayarlamak dışında O tuşu ile anlık kuvvetli enerji yollayarak küreyi zıplatmamız da mümkün. Bu sayede basamak ve yükselti gibi engelleri küreyi aşırtarak geçmek mümkün oluyor.
Fading Shadows�da bölüm tasarımları gayet başarılı yapılmış. Bölümler bir kalenin içyapısını andıracak şekilde tasarlanmış. Farklı yükseltili platformlar, birbirlerine yamaç, basamak gibi yollarla bağlanmış. Kürenin fiziki davranışı da gayet gerçekçi yapılmış. Verdiğiniz komutlara gerçekçi tepkiler doğuruyor. Ayrıca bölümleri geçebilmeniz için kürenin formunu da değiştirmeniz gerekiyor. Kürenin ilk formu metalikken daha sonra tahtaya da dönüştürülebiliyor. Bu durum bölüm içinde bulunan su kısımlarını aşmanız için kullanılıyor. Örneğin su derinliği zıplanarak aşılamayacak kadar fazla ise formu tahtaya dönüştürerek su yüzeyinden yüzerek geçiyoruz.
Bölümler birbirlerine kapılar ile bağlanıyor ve açılmaları için belli düzenekleri aktif etmek gerekiyor. Düzenekler genellikle kürenin belli bir blok üzerine istenilen formda ve sırayla çıkılması ile aktif oluyor. Bloklara ulaşmakta küçük bulmacalar içeriyor. Örneğin suyun altına gizlenmiş bir bloğa ulaşmak için, önce küreyi metal formuna çevirip dibe batırmalı, ardından tahta forma dönüp yüzeyden karaya ulaşmalısınız. Kırılabilir yamaç korkulukları, tuzaklar, su ve form değiştirme iç içe bir yapıya sahip. Böylece sürekli bir arayış, dikkat ve bulmaca çözümü gerekliliği sağlanmış. Grafikler açısından tatmin edici bir düzeyde olan Fading Shadows, sesler ve müzikler bakımından da aşağı yukarı grafikler seviyesinde. Detaylı bir eğitim modu bulunan yapımda, 40 farklı Single Player ve Wireless üzerinden oynanabilen 10 farklı Multiplayer bölümü bulunuyor. Türe getirdiği farklı yapı ve zevkli oynanışı ile uzun süre meşgul olabileceğiniz bir oyun Fading Shadows. Yalnız PSP için yapılmış olması ile de daha bir özel oluyor. Tavsiye edilir.
Rock Tour Tycoon �World Tour 2008� bir Game Millo Entertainment ve Gabriel Entertainment ortak yapımı. Game Milo, çocuk ve gündelik oyun projeleriyle tanınmış bir yapım şirketi. Paparazzi ve Hidden Expedition: Titanic oynayanlar bu firmayı hatırlayacaktır.
Rockstar menejerliği oyunları arasında Amiga döneminde kalan �Rockstar Ate My Hamster�, yazı bazlı strateji oyunu olan Rockstar (Bu oyunda menajer değil direk Rockstar oluyorduk) ve Rock Manager�ı görüyoruz. Bu yapım ise listeye en son eklenen halka.
Seçenek mi? O ne?
Bir Flash Player projesiyle karşı karşıyayız. Oyun açıldıktan sonra menüyü görüyoruz, bolca seçenek buradan başlıyor. Yeni oyun başlatmak, Load, Credits, seçenekler menüsü ve Quit. Seçenekler menüsü ise ana menüden daha da detaylı; buradan ses, müzik düzeyini ve görüntü kalitesini ayarlayabiliyoruz. Bu menüden çıkmak için ise ok yerine Oh Yeah�nin üstüne tıklamak güzel bir espri olmuş.
Rock Tour Tycoon�un ayarlarını saatlerce süren bir çalışmadan sonra bitirince, tek yapmamız gereken yeni bir oyuna başlamak oluyor. Bu arada belirtmeliyim ki bir Flash Player projesi olmasından dolayımıdır ya da oldu bittiye gelmesinden midir bilemiyorum ama New Game�e tıkladıktan sonra ana menü ekranına, oyunun içinden ise hiç bir ekrana dönemiyoruz sadece oyundan çıkabiliyoruz.
Bir takım görevleri yerine getirmeden sadece iki gruptan birini seçebiliyoruz. Oyunda görevleri farklı gruplarla başardıkça, ekranda görülen fakat seçilemeyen gruplar aktif hale geliyor. Başlamak için Blacknote ve Paradise Regained gruplarından birini seçtikten sonra (Bu arada bu ekrandaki bütün gruplar gerçek, Myspace�te sayfalarını bulmak mümkün) tekrar adlandırmak ve logosunu değiştirmek mümkün.
Oyunun ana ekranında solda sanatçı resimlerini, ortada kamyonetimizi ve haritayı, yukarıda Save, Load, Options, hız ve Help seçeneklerini ve aşağıda altı adet sekmeyi görüyoruz. En altta ise bilgimize sunulan paramızı, Rock reytingimizi, popülaritemizi ve tarihi görmek mümkün.
Haritayı açıklamakla başlayalım. Kamyonet şu anda bulunduğumuz yeri, yıldızlar konser verebileceğimiz yerleri, altın renkli yıldızlar konser verebileceğimiz özel salonları, mikrofon kayıt stüdyosunu ve CD ise yayıncı ofisini gösterir. Başlangıçta sadece normal yıldızları ve kamyonetimizi görebiliyoruz. Fakat oyun ilerledikçe diğer seçeneklerde bu haritada beliriyor. Haritamız oyunun başında sadece bir şehri kapsıyor oyun ilerledikçe daha büyük bölgelerde konserlere gidebiliyoruz.
Herhangi bir yıldıza tıkladığımızda ise konser anlaşması yapacağımız ekranı görüyoruz. Bu ekrandan salonun kaç kişilik olduğunu öğrenmemizin yanı sıra, konserden bilet başına yüzde kaç alacağımızı, tarihi, konserde çalacağımız şarkıları ve promosyon için yapabileceğimiz şeyleri (Flyers, web sitesi reklamları, bedava demo cd dağıtımı, reklamlar vs…) ayarlayabiliyoruz. Altın yıldızlı konser ayarladığımız da ise konser tarihinde bize konseri izlemek isteyip istemediğimizi soruyor. Kabul ederseniz izleyeceğiniz grubunuzun konser salonunda ve en iyi şarkısında gösterdiği performans oluyor. Soldaki resimlerin üstüne geldiğimizde ise sanatçıların biyografilerine girebiliyoruz ya da onlara bir takım emirler verebiliyoruz. Biyografiden resimde gördüğümüz sanatçının hangi aleti çaldığını, Rock reytingini, şarkı yazma becerisini, ham yeteneğini, enstrüman çalma becerisini, egosunu, popülaritesini, stres ve mutluluk
Rock reytingi bu oyunu en önemli etkenlerinden bir tanesi. Rock Tour Tycoon�da hem grup üyelerinin her birinin reytingi, hem de bunların ortalamasının oluşturduğu grubun reytingi mevcut. Daha büyük salonlarda çalmak vs� hep bu reytinge bağlı. Grubun reytingini arttırmak için üyelerin reytingini arttırmak, üyelerin reytingini arttırmak için ise becerilerini geliştirmek gerekiyor.
Üyelerin becerilerini geliştirmek için yine resim üstüne gelip Nag�em seçeneğini tıklamamız gerekiyor. Buradaki seçenekler Chilling, yeni şarkı yazmak, becerileri çalışmak, bütün şarkıları, en iyi şarkıları, iyi bilmediğimiz şarkıları ve gösteride kullandığımız şarkıları çalışmak olmak üzere önümüze geliyor ki, eğer Rock reytingimizi arttırmak istiyorsak becerilerimizi çalıştırmalıyız.
Sekerek sekmeler
Ana ekranın alt tarafında altı adet sekme görüyoruz bu sekmeler; Calendar, Finances, Band, Public Opinion, Songs ve Shop olarak sıralanıyor. Hepsine kısaca değinelim:
Calendar sekmesinde anlaştığımız konserlerin tarihlerini görebiliyoruz. Buradan daha çok gitmek istediğimiz bir konserle tarihi çakışan konserin hangisi olduğunu bulmak, detaylarına girmek ve iptal etmek ana ekrandan aynı şeyi yapmaktan daha kolay.
Finances bölümünde ise para giriş çıkışlarını görmemiz mümkün. Unutmayın para girişi için en önemli kaynak konserler. Albüm satışından da hatırı sayılır bir meblağ kazanmak mümkün. Fakat ilk albümünüzü yaklaşık bir buçuk saat oynadıktan sonra çıkartabileceğiniz için ve her dakika albüm çıkartmak imkansız olduğu için, konser girişlerinden aldığınız paralar bütçenizin çoğunu oluşturacaktır. Giderlerimiz ise sanatçıların aylıkları, seyahat giderleri, ekipman giderleri, kayıt ücretleri ve promosyon giderleri olarak gelirlerden çok daha büyük bir yelpaze oluşturuyor ki, aman dikkat!
Band sekmesinde grubumuzun tamamının resmini, üyelerin ve grubun Rock reytinglerini, toplam fan sayımızı, grubun birbirine alışkanlık seviyesini ve grubun içindeki gerginlik seviyesini görebiliyoruz.
Public Opinion bölümü ise esprili bir şekilde Forum olarak dizayn edilmiş. Burada fanların hakkımızda yazdığı şeyleri okuyabiliyoruz.
Songs sekmesinde şarkılarımızın listesini, Rock reytinglerini, kayıt reytinglerini ve hangi CD�de bulunduklarını ayrıca albümlerimiz hakkında satış ve gelir detaylarını görebiliyoruz.
Son olarak Shop bölümünde yani dükkandayız. Burada grubumuz ve gösterileri için alet, edevat almak mümkün.
Bakalım Thriller�la kapışabilecek misiniz?
Oyunun belki de en eğlenceli kısmı albüm çıkartmak ki, bunun için en az sekiz şarkınız olması gerekiyor. Oyuna altı şarkı ile başladığımızı ve şarkı yazmanın oldukça uzun sürdüğünü düşünürsek, ilk albümümüzü çıkartmak için biraz sabretmemiz gerekiyor. Albüm kaydı haliyle kayıt stüdyosunda yapılıyor ve bunun maliyetini siz ödüyorsunuz. Sekiz ila on dört arası şarkıyı kaydettikten sonra yayıncıya gidip albüm satışı üstünden alacağınız yüzdeyi belirlemek ve en az biri beğenilen şarkılarınızdan olmak üzere, şarkılarınızı seçtikten sonra albümünüzü isimlendirip çıkartabiliyorsunuz. Satışları izlemenin en güzel yolu ise Songs sekmesi.
Oyun hakkında birkaç tüyo vermeden geçemeyeceğim. İlk gruplarla oynayacağınız oyunlar basit olsa da, açtığınız yeni gruplarla oynamaya başladıkça yapım gitgide zorlaşıyor. Başlangıçtaki gruplar hariç hepsi için zaman ilerledikçe, dükkandan bir şeyler almanız oyunun içinden çıkılmaz hale gelmemesine yardımcı olur. Ayrıca her konserde ayrı ayrı promosyon seçmektense bazılarını toptan (Üç aylık) şekilde yine dükkandan alabiliyoruz.
Eğer gruptan bir üyeyi değiştirmek istiyorsanız bunu oyunun başında yapmanızı öneririm. Konserlerde yüzde için pazarlık yaparken, eğer istediğinizi alamıyorsanız sayıyı üçer, dörder düşürmenizde yarar var çünkü birer birer düşürdüğünüz de iş inada biner gibi oluyor ve konser olasılığını kaçırabiliyorsunuz ya da çok ufak bir yüzdeye talip oluyorsunuz. Grubunuz geliştikçe kendinize bir alt limit belirleyip, bunun altındaki kişi kapasiteli konser salonlarına gitmeyin. Hem grubunuz çabuk yorulmaz hem de verdiğiniz emirleri (Şarkı yazmak, kendini geliştirmek vs…) yerine getirmek için daha fazla zaman bulur. Son verebileceğim tüyo ise maaşlar hakkında, yapabildiğiniz kadar uzun kontratlar yapın emin olun genelde daha kârlı olacaktır.
Rock Tour Tycoon ne World Tour 2008, ne Rockstar Ate My Hamster kadar eğlenceli; ne Rockstar kadar yaratıcı ne de Rock Manager�ın olduğu kadar detaylı. Tek düzeliği, çok gelişmemiş ama sempatik grafikleri, güzel müzikleri ve bir çok oyundan beklediğimiz entegre MP3 çalarıyla öne çıkıyor. Tycoon tipi oyun ve Rock müzik sevenleri, ayrıca �Bu menajerlik ne güzel iş oturduğun yerden başkasının sırtından para kazanıyorsun� diyenleri kısa bir süreliğine de olsa koltuklarına çivileyecek bir yapım.
Climax tarafından Sony’in el konsolu PSP için özel olarak hazırlanan Silent Hill Origins’in, geçtiğimiz aylarda çıkan bazı dedikodularla beraber PS2 için Port edilebileceği ihtimali doğmuştu. İlk başlarda kesin bir belirti olmasa da, daha sonra gelen açıklamayla Origins’in PS2 için tekrar düzenleneceği söylendi. Bu haberle, yeni nesil konsol almak için eski konsollarını satan oyuncuları ters köşeye yatıran yapımcılar, emektar konsol PS2 sahiplerine ise güzel bir armağan sunmuş oldu.
Silent Hill Origins, 99 yılındaki Orijinal oyunun köklerine iniyor. Travis Grady isminde bir tır şoförünü yönetebileceğimiz oyunda Travis, bir teslimat için yola koyulmuştur. Silent Hill yakınlarına doğru yolda gördüğü küçük bir kız nedeniyle ani fren yaparak durur ve tırdan iner. Geçmişine dair bir cenazeyi gördüğü kısa kesit hayallerinden sonra, sislerin içerisine doğru koşan küçük kızın peşinden gitmeye karar verir ve yol kenarındaki tabelayı görür…
Welcome to Silent Hill
Travis Grady, kasabaya girmesiyle birlikte büyük bir yangınla karşı karşıya gelir ve bu aşamadan sonra olayların kaynağını öğrenmek için harekete geçer. Bu, tabii ki o kadar kolay ilerleyen bir süreç değil. Travis’in, küçük kızın peşinden sürüklenerek Silent Hill’e gelmesi, yumağın sadece başlangıç kısmı. Hayatta kalabilmek için ipuçları aramak, doğru yolu bulmak ve en önemlisi bunları yaparken kasabanın sisli caddelerinden ilerlemek gerekiyor. Oyunun bazı noktalarında bulunan aynalar sayesinde alternatif Silent Hill’e geçiş yapabiliyor ve daha önce ulaşılamayan yollara gidebiliyor, girilemeyen odalara girebiliyoruz. Ek olarak karanlık tarafa geçiş yaptığımız süre boyunca ortam, rahatsız edici sesler, yaratıkların uğultusu ve insanı geren müziklerle bezeli bir hal alıyor. İpuçlarını toparlamak için mutlaka 2 boyut arasında mekik dokumak gerekiyor. Biz sorulara cevap ararken, bizi sürekli rahatsız edecek daha önceki oyunlardan tanıdık yaratıklarla karşılaşmak zorundayız. Onlara karşı oldukça bol alternatifimiz mevcut. Diğer oyunlarda bulunan tüfek, tabanca ve sopa gibi silahların yanı sıra Origins’te çevreden toparlayabileceğimiz ve bir kereye mahsus saldırı amaçlı kullanabileceğimiz küçük televizyon, vazo, şişe gibi seçeneklerimiz var. Macera boyunca tanıdık karakterlerle de karşılaşıyoruz. Özellikle bu kişilerle yaptığımız diyaloglar, ilerleyiş ve konu akışı için önem taşıyor.
Aynı kasaba, farklı temel
Oyunun teknik yönlerine bakarsak güzel bir PS2 uyarlaması olduğunu söylersem yanılmam herhalde. Güzel grafiklerinin yanında Travis�in üzerindeki fener sayesinde ışıklandırmalar da hoş hazırlanmış. Müzikler cephesinde aynı usta Akira Yamaoka�yı görüyoruz. Gecenin karanlığı ve sessizliğinde oynadığınızda oyunun sesleri de benliğinizi sarıyor. Özellikle alternatif SH’deki metalik sesler ve Travis yaralandığında Gamepad’ta yankılanan kalp atışları gerilim dozunu arttırıyor. Origins’in en güzel yönü ise kontrolleri. Gerçekten çok işlevsel ve kolay kavranabilecek bir kontrol mekanizması var. Bu sayede oyundan hiçbir şekilde sıkılmıyorsunuz. Ayrıca oyunda yer alan özel kamera açıları haricinde, bozulan kamera açılarını L1 tuşuyla sabitleme imkanımız da bulunuyor. Silent Hill’in puslu atmosferi, çürümüşlük hissi çok ağır basıyor ve bu duyguyu daha ilk dakikalardan başlayarak hissedebiliyorsunuz.
Koşar adımlarla ilerlediğimiz ve ayak basmadık yer bırakmadığımız kasabada, Travis ile beraberiz. Eğlenceli bulmaca parçalarına bazı bölümlerde eklenen Travis�in küçüklüğünden kalan hatıralar, onun hem neşeli bir çocuk hem de şanssız bir yetişkin olduğunu gösteriyor. �Adımı nerden biliyorsun?� sorusuna cevap verebilecek bir insanın olması, ama cevap vermeden yüz çevirip gitmesi umut kırmıyor, perçinliyor. Bir tiyatro sahnesi, sadece oyuncuların canlandırdığı hayatları değil, gerçek kabusları da serbest bırakabilir. Ne olduğunu anlamadan küçük bir kızın bakışları bu denli nasıl zihni yorabiliyor�
Bu güzel macerayla birlikte PS2�lerimize konuk olan Silent Hill Origins, oldukça hoş ve mutlaka oynanması gereken bir oyun olmuş. Kabuslarınızı yenmeden başından kalkmayın. İyi oyunlar.